Işık neden pencereyle başlar: Kopenhag'dan İstanbul'a beş ders

Kuzey ülkelerinde kışın gün altı saat sürer; mimarlar bu yüzden ışığı bir malzeme gibi kullanmayı öğrenmiş. İstanbul'un bol güneşinde aynı derslerin neden hâlâ geçerli olduğunu anlatıyoruz.

Kireç sıvalı beyaz duvara ve meşe zemine düşen dikdörtgen sabah ışığı

Kopenhag'da çalıştığım beş yılın ilk kışında öğleden sonra üç buçukta hava kararıyordu. Ofisteki herkesin pencerelerden bu kadar çok söz etmesi o zaman anlam kazandı: ışık az olduğunda, nereden ve nasıl geldiği her şeyi belirliyor.

İstanbul'da tersi bir sorunumuz var. Güneş bol, ama çoğu zaman ya hiç içeri alınmıyor ya da kontrolsüz giriyor. Perdeler hep kapalı, ışıklar gün ortasında yanıyor. Aşağıdaki beş ders, stüdyoda her projede kendimize sorduğumuz sorulardan çıktı.

1. Pencerenin yeri, büyüklüğünden önemlidir

Duvarın ortasına konan geniş bir pencere, köşeye ya da tavana yakın konan dar bir pencereden daha az ışık dağıtabilir. Tavana yakın pencere ışığı odanın derinliğine taşır; köşedeki pencere duvarı yalayarak ona doku kazandırır. Kadıköy Kültür Merkezi'nin kütüphanesinde pencereleri tavana kadar uzatmamızın nedeni buydu.

2. Kuzey ışığı en sadık ışıktır

Ressamların atölyelerini kuzeye bakan pencerelerle kurmasının bir nedeni var: kuzey ışığı gün boyu değişmez, gölge düşürmez, göz kamaştırmaz. Eskişehir'deki üniversite kütüphanesinde okuma salonunun ışığını tamamen kuzeye bakan çatı pencerelerinden aldık. Okuyucular sabah dokuzda da akşam altıda da aynı ışıkta çalışıyor.

3. Saçak değil, derinlik

Yaz güneşini kesmek için cepheye eklenen güneş kırıcılar çoğu zaman yapının en çabuk eskiyen parçası oluyor. Pencereyi duvarın içine çekmek, yani derin bir pencere boşluğu oluşturmak, aynı işi kendiliğinden yapıyor: tepedeki yaz güneşi içeri girmiyor, alçaktan gelen kış güneşi zemine kadar iniyor. Şile Orman Evi'nde saçak kullanmadık.

4. Beyaz duvar bir yansıtıcıdır

İskandinav iç mekânlarının beyaz olmasının nedeni bir moda değil, fizik. Açık renkli bir duvar, aldığı ışığın büyük kısmını odaya geri yansıtır. Koyu bir duvar ise ışığı yutar. İstanbul'un bol ışığında bu fark daha az hissediliyor, ama kuzeye bakan odalarda ve kışın yine belirleyici.

5. Işığı gece de tasarlayın

Bir yapının akşam nasıl göründüğü, gündüz nasıl göründüğü kadar önemli. Pencereler gece bir fenere dönüşür. İç aydınlatmayı alçak ve sıcak tutmak, hem içeride dinlendirici bir ortam hem de dışarıdan bakana sakin bir görüntü veriyor.

Bu derslerin hiçbiri yeni değil. Ama her yeni projede, arazide geçirdiğimiz ilk günün ışığı izleyerek geçmesi bundan.

Paylaş WhatsApp LinkedIn X Facebook
Yazar

Zeynep Kaya

Tasarım direktörü · ATLAS Mimarlık

İç mimarlık ve konsept tasarım çalışmalarını yönetiyor. Kopenhag'da bir mimarlık ofisinde geçirdiği beş yıl, stüdyonun İskandinav çizgisini biçimlendirdi.